Bize Ulaşın

shape shape

14 Kasım Dünya Diyabet Günü

 

Bugün günlerden 14 Kasım Dünya Diyabet Günü! Peki siz diyabetin ne kadar farkındasınız? Diyabet ya da daha sık bilinen ismiyle “şeker hastalığı” genetik ve çevresel faktörlerden kaynaklanan sık görülen bir sağlık problemidir. Dünya çapında görülme oranı günden güne artmaktadır.  Tip 1 ve Tip 2 diyabet olmak üzere iki türü vardır. Tip 2 diyabet toplumda daha yaygındır ve diyabet teşhisi konan yetişkinlerin yaklaşık %90’ını tip 2 diyabetli bireyler oluşturmaktadır. Dünya çapında en hızlı büyüyen hastalıklardan biri olarak kabul edilir ve ciddi bir halk sağlığı sorununu temsil eder. Ben de bu haftaki yazımda tip 2 diyabet üzerinde durmak istiyorum. İnsülin, glukozun kandan hücrelere geçişini düzenleyen en önemli hormondur. İnsülin yetersizliği oluşması ya da insüline karşı hassasiyetinin azalması, tip 2 diyabetin oluşmasında önemli iki etmendir.

YAŞAM TARZINIZI DEĞİŞTİRİN!

Amerikan Diyabet Birliği’nde yayınlanan rehberde tip 2 diyabetin önlenmesinde ve oluşumundan sonra hastalığın seyrinde oldukça önemli rol oynayan tedavinin başı yaşam tarzı değişikliğidir. Beslenme tedavisi, fiziksel aktivite ve orta düzeydeki ağırlık kaybı diyabet riski olan bireylerde diyabet gelişimini geciktirmekte ve hatta önlemektedir. Yapılan bir çalışmada yaşam tarzı müdahalesi yapılan bireylerde kan basınçları,  kan lipitleri, insülin düzeylerinde azalma ve insülin yanıtında iyileşme gözlenmiştir.

DİYET VE FİZİKSEL AKTİVİTE

Beslenme alışkanlıklarındaki değişiklikler ve fiziksel aktivitenin arttırılması,  diyabetin önlenmesinde tip 2 diyabet için kullanılan bir ilaç olan metformin grubu ilaçların tek başına kullanımı kadar etkili olabilir. Bir araştırmada, diyet ve fiziksel aktivite birlikte diyabet riskini %57, metformin kullanımının ise yalnızca %34 oranında azalttığı bildirilmiştir.

HAREKET ÇOK ÖNEMLİ

Fiziksel aktivitedeki artış insüline direncini azaltabilir. Orta şiddette düzenli yapılan egzersiz, hareketsiz yaşam tarzı olan bireylere göre, tip 2 diyabet gelişme riskini yaklaşık  %30 oranında azaltmaktadır.  Hafif şiddette egzersiz ile başlanmalı, orta şiddete doğru yavaş yavaş artırılmalıdır. Haftada ortalama 3 gün tercihen yürüyüş gibi orta yoğunlukta fiziksel aktivite yapılması önerilir.

GLİSEMİK İNDEKSİ DÜŞÜK BESİNLER TERCİH EDİLMELİ

Glisemik indeksi yüksek olan muz, üzüm, karpuz, incir, havuç gibi besinlerin tüketimine dikkat edilmelidir.  Beyaz şeker, pirinç ve beyaz ekmek kan şekerini hızlı yükseltirken;  kurubaklagiller, yeşil sebzeler ve tam tahıllar gibi posa oranı yüksek besinler, kan şekerinin dengede kalmasını sağlar. Glisemik indeksi düşük bu besinler kan şekeri kontrolünün sağlanmasına yardımcıdır.  Meyveler, sebzeler, tam tahıllar ve baklagiller, düşük enerji içermeleri, düşük glisemik yükleri ve yüksek lif içerikleri sayesinde glisemik kontrolü iyileştirmede faydalıdır. Beyaz ekmek yerine tam buğday, çavdar gibi ekmekler veya pirinç yerine bulgur tercih edilmelidir.

BESLENME TEDAVİSİ

Diyabeti önlemek veya oluşumunu geciktirmek adına tıbbi beslenme tedavisi önemlidir. Diyabetli bireylerde kan şekerinin düzenlenmesi için temel unsurlardan birinin beslenme olduğu vurgulanmaktadır.  Beslenme önerilerinde,  eğer aksi önerilmemişse günde 130 gramın altında olmayacak şekilde glisemik indeksi düşük karbonhidrat kaynakları önerilmektedir. Diyetin toplam yağ ve kolesterol alımı azaltılmalı, haftada en az iki kez balık tüketilmeli ve diyette posa alımına dikkat edilmelidir.  Ayrıca diyetle sodyum alımının azaltılması,  sebze ve meyve tüketiminin arttırılması,  yağı azaltılmış süt ürünlerinin kullanılması, sigara ve alkol tüketiminin sınırlandırılmasının olumlu etkileri görülür.

KİLO KAYBI SAĞLANMALIDIR

Diyabet ile ilişkili risklerin azaltılmasında vücut ağırlığı yönetimi önemlidir. Sağlıklı bir vücut ağırlığına ulaşmak, bunu korumak ve kilo alımını önlemek kilolu veya obez diyabetli kişilerde hedefler arasındadır. Kilolu ve insüline dirençli obez bireylerde vücut ağırlığında %5 civarındaki azalma bile insülin direncinin azaltılmasında etkilidir.

AZ VE SIK BESLENİN

Besinlerin 2-3 öğünde tüketilmesi yerine gün içerisine dağıtılmasının daha yararlı olduğuna dair pek çok araştırma mevcuttur. Bireye özgü olacak şekilde genellikle 3 ana ve 2-3 ara öğün olacak şekilde öğünler planlanır. Öğünlerde tüketilen besinlerin porsiyon miktarının azaltılması ile fazla kalori alınması önlenerek ve açlık kontrol altına alınarak hem kan şekeri kontrolü sağlanır hem de kilo alımı önlenir.

Diyabetli bireylere tanıyı aldıktan sonra ilk bir ay içerisinde diyetisyen görüşmesi önerilmektedir. Beslenme programı hastanın gereksinmelerine göre bireysel olarak hazırlanmalı, hastanın beslenme alışkanlıkları ve sosyo-ekonomik durumu dikkate alınmalıdır. Bireylere sağlıklı beslenme alışkanlıklarının kazandırılması sağlanmalıdır.