Yedikleriniz İklim Krizini Etkiliyor!
Son günlerde yılın en sıcak zamanlarını yaşıyoruz. Hatta artık küresel ısınma değil küresel kaynama çağına girdiğimizsöyleniyor. Ülkemizde iklim krizinden nasibini alıyor ve her hafta yeni bir sıcaklık rekoruyla haberlerde karşılaşıyoruz. Bu durumun nedenlerinin en başında fosil yakıtların kontrolsüzkullanımı ve ormansızlaşma geliyor. Peki yediklerinizin de iklim kriziyle büyük ölçüde ilişkili olduğunu hiç düşünmüş müydünüz? Evet, doğru duydunuz. Günlük hayatımızda tüketilen yiyeceklerin iklim krizine olan etkisi oldukça büyük ve bu kesinlikle göz ardı edilmemelidir. Artık iklim krizini tetikleyen ve hızlandıran beslenme alışkanlıklarınızı değiştirme zamanı geldi. Geleceğimizi korumak için bireysel olarak ve toplum olarak alabileceğimiz bazı önemli adımlara değinmek istiyorum.
Sürdürülebilir Beslenmek
Sürdürülebilir beslenme; hem insan sağlığını hem de çevreyi koruyan, doğal kaynakları verimli kullanan ve gelecek nesiller için sürdürülebilir olan bir gıda sistemi yaklaşımıdır. Bu beslenme tarzı, çevresel etkileri minimize ederek ve ekosistemleri koruyarak toplumların beslenme ihtiyaçlarını karşılamaya odaklanır.
Bitkisel bazlı tercihlere ağırlık vermek sürdürülebilir bir beslenmenin anahtarıdır. Sebzeler, meyveler, baklagiller, tam tahıllar ve kuruyemişler gibi bitkisel besinlerin çevre üzerindeki olumsuz etkileri daha azdır ve sera gazı emisyonları düşüktür. Sürdürülebilir bir beslenme benimsemek işlenmiş gıdaların tüketimini azaltır ve doğal kaynakların en az tüketildiği besinlere ağırlık verir. Bu nedenle çevre dostudur.
Yerel ve Mevsimsel Tercihler Yapmak
Yerel besinler, belirli bir bölgede üretilen ve tüketilen gıdalardır. Aynı zamanda sezonunda taze ürünlerdir. Uzun mesafeler boyunca taşınmaları gerekmediği için, daha az enerji ve yakıt tüketimine yol açarlar. Böylece, taşımacılığın neden olduğu sera gazı emisyonları ve çevre kirliliği azaltılmış olur.
Mevsimsel beslenme, her mevsimde bölgenin sunduğu doğal ürünleri tercih etmek demektir. Örneğin, yazın taze meyveler ve sebzeler tüketmek, kışın ise kış meyveleri ve dayanıklı kök sebzeleri tercih etmek, doğal beslenme döngüsüne uyumludur ve çevreye uyumlu bir beslenme biçimidir.
Yerel ve mevsimsel beslenme, bölgenin biyoçeşitliliğini de destekler. Farklı mevsimlerde farklı ürünlerin yetiştirilmesi ve tüketilmesi ekosistemdeki çeşitliliği korur.
Yerel ve mevsimsel beslenme, hem çevresel sürdürülebilirliği destekleyen hem de yerel toplulukların refahına katkıda bulunan önemli bir beslenme modelidir. Bu beslenme alışkanlığını benimsemek doğal kaynakların daha verimli kullanılmasına, iklim değişikliğiyle mücadeleye ve daha sağlıklı bir yaşam tarzına katkı sağlar.
Gıda İsrafında 3. Sıradayız!
2021 BM Gıda İsrafı Endeksi Raporu'na göre Türkiye'de her yıl kişi başına 93 kilogram yiyecek çöpe atılıyor. Gerçekleşen gıda israfının %42’si evlerde çöpe giden yiyeceklerden kaynaklanıyor.
Maalesef bu rakamlar bizi dünya genelinde kişi başına en çok gıdanın israf edildiği 3. ülke yapıyor.
Gıda israfının azaltılması yönünde gerçekten bilinçlenmemiz gerekiyor. Çünkü israfın azaltılması hem doğal kaynakların verimli kullanılmasını sağlamakta hem de çöp ve metan gazı oluşumunun önüne geçmektedir.
Gıda israfını azaltabilmek adına evde veya işyerlerinde yemek planlaması yaparken alınacak gıdaların önceden hesaplanmasıgereksiz alışveriş ve israfı önleyebilir. Özellikle toplu alışverişler yerine ihtiyaç doğrultusunda az miktarda taze ürün almak gıdaların bozulmadan tüketilmesine katkı sağlar.
Evinizdeki buzdolabında çabuk bozulan gıdaları göz önünde bulundurup öncelikli olarak onları tüketirseniz gıda israfını da yine büyük ölçüde önlemiş olursunuz. Gıdaların doğru şekilde saklanması da büyük önem taşımaktadır. Fazla porsiyon yemekler veya taze ürünler atılmak yerine dondurularak daha sonra tüketilmek üzere saklanabilir.
Sonuç olarak, yediklerimizin iklim krizine olan etkisi büyük ve göz ardı edilemez bir gerçektir. Ancak, bu durumu değiştirmek için elimizde olan gücü kullanabilir ve daha sürdürülebilir beslenme alışkanlıkları geliştirerek, iklim değişikliğiyle mücadelede önemli bir rol oynayabiliriz. Bireyler olarak attığımız bu adımlar, toplumsal değişim ve politika değişiklikleriyle birleştiğinde, daha sağlıklı ve sürdürülebilir bir geleceğin temellerini atmamıza yardımcı olacaktır.